AĞIZ KOKUSU NEDİR?

Günün herhangi bir saatinde yakın mesafeden başka bir kimse tarafından birden fazla defa algılanan rahatsız edici koku, nedeni belirlenip tedavi edilmesi gereken ağız kokusu olarak tanımlanır. Etraftan algılanmayan, fakat kişinin kendi kendine hissettiği rahatsız edici koku tam olarak ağız kokusu olarak tanımlanmasa da değerlendirmeye ve muayeneye değer bir şikayettir.

Ağız florası çok fazla sayıda ve çeşitte bakteri barındırır. Fizyolojik tükrük akışı ve tükürüğün tamponlama mekanizması florayı dengede tutar, fakat ağız boşluğu, burun, sinüsler, nefes yolları ve metabolizmada oluşan değişiklikler ile ağızda koku yapıcı bakterilerin tükürüğün tamponlama mekanizmasını aşarak koku oluşturmasına neden olur.

Ciddi bir sosyal problem olan ağız kokusunun tedavisi ancak hangi sebep yada sebeplerin birleşiminden oluştuğunun doğru şekilde teşhisi ile mümkündür.

BİZ

KİMİZ, NASIL ÇALIŞIYORUZ?

Beşiktaş'ta bulunan OTA&Jinemed Hastanesi'nde çalışan, ağız kokusu şikayeti olan hastalarımıza yardımcı olabilmek için yıllardır hastanemizde var olan ağız kokusu kliniğini daha etkin hale gelmesi için bilgilerimizi, tekniklerimizi ve ekipmanımızı güncellemiş diş hekimi, kulak burun boğaz uzmanı ve genel cerrahi uzmanından oluşan, diğer branşlar ile de konsültasyon halinde olan bir ekibiz.

Ağız kokusunu sosyal bir problem olmasının dışında bir hastalık olarak kabul edip tedavi ediyoruz.

AĞIZ KOKUSU SEBEPLERİ

Ağız kokusunun oluşmasına neden olan bir çok faktör vardır, kokunun sebebi tek bir sorun olabileceği gibi, koku, birkaç sorunun birlikteliğinden de kaynaklanabilir. bu nedenle, ağız kokusunun başlıca sebebi olan ağız boşluğundan kaynaklanan sorunlar öncelikli olarak değerlendirilerek ilerlenir. Çünkü kokunun kaynağı yaklaşık %90 oran ile ağız boşluğudur. Ağız boşluğu muayene edilirken aşağıdaki sebeplerin varlığı değerlendirilir.

Tükrük, ağız içindeki bakteriyel floranın belirli bir dengede kalmasını ve aynı zamanda fizyolojik yıkanmayı sağlamaya yarayan salgıdır. Tükrük bezlerindeki patalojiler, yetersiz sıvı tüketimi, başta psikotik ve tansiyon ilaçları olmak üzere düzenli ilaç kullanımı tükrük miktarında azalmaya ve dolayısı ile ağız kokusuna sebep olabilir.

Çürük diş kaviteleri kötü kokuya sebep olan bakteriler için retansiyon alanlarıdır. Hastanın diş fırçası, dişipi veya gargara ile bu bölgeleri temizleyebilmesi mümkün değildir. Ayrıca bu alanlar gıda birikimi için de uygun alanlar olduğundan uzun süre ortamdan uzaklaştırılamayan gıda artıkları da bozunarak kötü kokuya katkıda bulunurlar. Hem çürüğün daha fazla büyüyüp doku kaybını arttırmaması, hem de bakteri üremesi için uygun ortamın ortadan kaldırılması için çürük dişler mutlaka tedavi edilmelidir.

Daha önce yapılmış olan dolguların diş dokusu ile birleţim sınırının pürüzsüz olması gereklidir. Zaman içerisinde kenar uyumu bozulmuş olan restorasyonlarda diş, dolgu arasındaki boşluklar bakteri üremesi için uygun alanlardır. Düzenli sınıra sahip olmayan eski dolgular, hem sekonder çürük gelişmemesi hem de retansiyon alanı oluşturmaması için temizlenebilir yüzeyler haline getirilmelidir.

Yeterli düzeyde cilası yapılmaması, yada zaman içerisinde korozyona uğrayıp yüzey cilasını kaybetmiş dolgu ve restorasyonlar bakteri retansiyonu ve üremesi için uygun alanlardır. Bu yüzeylerin uygun materyal ile cilalı hale getirilmesi gereklidir.

Dişeti kanaması dişeti hastalığı belirtisidir. Dişeti hastalığını oluşturan bakteriler aynı zamanda kötü kokuya sebep olan bakterilerdir. Kanama indeksi yüksek bulunan hastalarda gerekli tedaviler yapılarak dişetleri sağlıklı hale getirilmeli ve hastaya günlük oral hijyenini ne şekilde sağlaması gerektiği anlatılmalıdır. Dişeti hastalığı ve kanaması ağız kokusunun en sık görülen sebebidir. Çoğu zaman basit bir diştaşı temizliği ve oral hijyen edişimi dişetlerini sağlığına kavuşturarak hastanın koku şikayetini tamamen ortadan kaldırabilmektedir.

Diş ile dişeti arasında ki boşluğun 1 mm den fazla olmaması gerekir. 1 mm den fazla derinlikteki dişeti ceplerinin varlığı doku kaybına neden olmuş orta veya ileri derecedeki dişeti hastalığının göstergesi olabilir. Dişeti cepleri temizlenemeyen ve koku yapıcı bakterilerin üremesi için gerekli ortamı sağlayan yerlerdir. Yapılacak dişeti tedavisi ile dişeti cepleri temizlenebilir derinliğe getirilmeli ve bakteri retansiyon alanları olmaktan kurtarılmalıdır.

İlerlemiş dişeti hastalığı nedeni ile oluşan doku kaybı sebebi ile dişler, çevresindeki destek alveol kemiği ve dişetini kaybeder. Destek dokuları harap olmuş dişler hareket ederler. Dişin etrafındaki periodontal aralık genişler. Dişteki mobilite ve destek doku yıkımının miktarına göre gerekli dişeti tedavisi yapılmalı yada diş ağız boşluğundan uzaklaştırılmalıdır.

Tramvatik sebeplerden kaynaklı değil ise, dişeti çekilmesi çoğu zaman dişeti hastalığının bir sonucudur. Dişeti çekilmesi kendi başına ağız kokusu sebebi olmasa da kokunun sık görülen nedenlerinden biri olan dişeti hastalığının habercisi olduğundan hasta bu konuda iyi değerlendirilmeli ve gerekli dişeti tedavileri yapılmalıdır.

Burundan yeterli hava akışının sağlanamadığı durumlarda özellikle uyku halinde iken kişiler ağız açık solumak zorunda kalırlar. Gece boyunca ağızdan nefes alınması günđn bu saatinde zaten azalmış haldeki tükrük ile birlikte dokularda kurumaya neden olur. Tükürüğün tamponlama özelliğinden uzak kalan dokularda bakteri üretimi artar. Ağız solunumu yapan kişilerde üst ön bölge dişetlerinde diğer bölgelerden farklı olarak hiperemi ve hiperplazi gözlenir. Koku yapıcı bakteri artışının önüne geçmek ve hastanın uyku ve yaşam kalitesini düzeltmek için nefes yolları ile ilgili sorun ne ise tespit ve tedavi edilmelidir.

Pulpası nekroz olmuş dişler, derin dişeti cepleri, ilerlemiş dişeti hastalığı, fistül ağızları, kronik apikal abseler kötü koku yapıcı bakteri kaynaklarıdır. Enfeksiyon kaynağı tedavi edilmeli, edilemiyor ise de ağızdan uzaklaştırılmalıdır.

Özellikle 20 yaş dişleri bazen ağız içerisinde sürmek için yeterli alan bulamaz tam veya yarı gömülü halde kalabilirler. Tam gömük dişlerin ağız boşluğu ile ilişkisi olmadığı için koku kaynağı değillerdir. Fakat yarı gömülü haldeki dişlerin üzerindeki dişeti ve çevresindeki temizlenemeyen alanlar bakteri üretimi için oldukça uygun alanlardır. Bu bakteriler kokuya sebep oldukları gibi zaman zaman yarı gömülü dişin çevresinde enfeksiyon geliştirerek perikronitis denen ağrılı duruma neden olurlar. Yarı gömük durumdaki dişler ağızdan mutlaka uzaklaştırılması gereken dokulardır.

Restore edilemeyecek kadar fazla doku kaybına uğramış diş ve kökler bakteri retansiyon ve kronik enfeksiyon odakları olup ağız boşluğundan uzaklaştırılmaları gereken dokulardır.

Dil yüzeyi pürüzlü doğası gereği bakteri tutunması için oldukça elverişli bir ortamdır. Sert yiyeceklerin tüketilmesi ile burada doğal bir mekanik temizlenme söz konusu olsa da bu yeterli değildir ve bu yüzeyin mutlaka fırçalanarak temizlenmesi tavsiye edilir. Bunun için özel üretilmiş dil fırçaları kullanılabileceği gibi dişlerimizi fırçaladığımız fırçalar da kullanılabilir. Öğürme refleksi sebebi ile dilin görebildiğimiz tüm yüzeyini fırçalayabilmek çok zordur, yapılabildiği ölçüde arkadan öne doğru, her diş fırçalamadan sonra dil de fırçalanmalıdır.

Bazı kişilerde dil yüzeyi yarıklar içerebilir. Bu tedavi gerektiren bir durum değildir fakat bakteri retansiyonu için uygun alanlardır. Dolayısıyla bu kişilerde dil yüzeyi temizliğinde gargara gibi yardımcı yöntemlerde kullanılabilir.

Dişeti hastalığından bağımsız olarak dişetlerinde yaş ile birlikte fizyolojik bir çekilme oluşur. Dişeti hastalığı olmasa bile bir süre sonra yapılan porselen kuron ve köprüler ile dişeti arasında açıklıklar oluşur. Bu açıklıklar bakteri birikimi için uygun alanlardır ve temizlenmesi çok güçtür. Dişeti uyumu bozulmuş protezler değiştirilip yerine dişeti ile uyumlu, temizlenebilir yüzeyler barındıran protezler yapılmalıdır.

Eksik diş varlığında boşlukları doldurmak amacı ile hazırlanan köprü gövdelerin altı, fırça, klasik dişipi veya gargara ile temizlenemeyen alanlardır. Ağız kokusu oluşumuna oldukça uygun olan köprü gövdelerin altı özel dizayn edilmiş köprüaltı dişipleri ile her gün temizlenmelidir. Altında rahat temizlenebilen boşluklar barındıran tasarımdaki hijyenik köprü gövdeleri estetik ihtiyacı karşılamadığı, ve hasta tarafından zor tolere edildiği için çok fazla tercih edilmeyen köprülerdir.

Kokunun sebebi ağız boşluğuna komşu diğer organlardaki sorunlar nedeni ile de oluşabilir.

Geniz eti (eğer varsa) ve bademciklerin yapısında doğal olarak bulunan çukurlara (kript) gıda artıkları, ölü hücreler vb maddelerin dolması ve üzerinde bakteri çoğalması sonucu oluşur.

Kirli beyaz, ezilebilir, kötü tatlı ve kötü kokulu, peynir kıvamında bir maddedir.

Ağız kokusu, boğaz ağrısı, yabancı cisim hissi ve nadiren kulak ağrısı yapabilir.

Tedavisinde ; birikintiyi mekanik olarak temizlemek ve kriptleri gümüş nitratla yakıp bağ dokusuyla dolmasını sağlamak denenebilir. Eğer şikayetler devam ederse kesin tedavi bademcik ve eğer varsa geniz eti ameliyatıdır.

Sık sık iltihaplanan yada boyutu normalden büyük olan bademciklerde, içinde taş olmasa da doğal çukurlarında fazlaca bakteri olması ve bu bakterileri gerektiği gibi yok edememesi nedeniyle ağız kokusu yapabilirler.

Farinks boğazın arka ve yan duvarlarını oluşturan ve mukoza ile kaplı yüzeye verilen isimdir. Bu mukoza içerisinde bol miktarda bademciğe benzer lenf dokuları bulunur. Bu alanların kronik enflamasyonunda da (yutma güçlüğü, takılma hissi, yanma, öksürük vb bulgular verir) ağız kokusu oluşabilmektedir.

Burun kemiğindeki kaymalar (septum deviasyonu), burun içinde bulunan konka adı verilen yapılardaki şişlikler, çoğunlukla alerjiden kaynaklanan polipler hastalarda burun tıkanıklığı oluşturur. Bu rahatsızlıklar direkt olarak koku yapmasa bile ağız solunumuna neden olarak hem ağız kuruluğu oluşturup hem de ağız solunumuna bağlı dişeti rahatsızlıkları meydana getirerek ağız kokusuna neden olabilir.

Bu iki durumda da hem fizyolojik olarak hem de patolojik olarak sekresyonlar artar. Artmış sekresyonlar burun tıkanıklığı ve ağız solunumuna neden olur. Ayrıca burun içi ve sinüslerdeki sekresyonlar enfeksiyonlu ise kendisi de direkt koku oluşturabilir.

Burun boşluğu, geniz, ağız boşluğu, gırtlak, alt hava yolu ve üst sindirim sistemindeki yabancı cisimler de (iğne, oyuncak parçaları, selobant, sünger, kuruyemiş, rinolit vs) de özellikle uzun süre kaldığında koku oluşturabilir.

Burun ve sinüs tümörleri, oral kavite, dil, gırtlak ve yutak tümörleri hem artmış bakteri kolonizasyonu hemde tümör hücrelerinin nekrozu sonucu kötü koku oluşturabilir.

Özellikle kulak zarının delik olmasıyla karakterize kronik otitler, orta kulakta anaerobik bakteriler tarafından oluşturulan enfeksiyonlar nedeniyle östaki tüpü aracılığı ile ağız kokusu yapabilirler.

Bazı gastrointestinal bozukluklar (mide ve barsak sistemi) dolaylı olarak ağız kokusunu yaratabilir. Birçok hekim ve hasta halen halitosisin (ağız kokusunun) mideden kaynaklandığına inanmaktadır ancak bu oran tahmin edildiği kadar yüksek değildir ve yaklaşık %0.5 ler civarındadır.

Özefagus (yemek borusu); Yemek borusundan kaynaklı olabilecek ağız kokusuna Zenker divertikülü adı verilen yemek borusundaki cepleşme ve bunun içerisine dolan gıda artıklarının yarattığı koku neden olabilmektedir. Ancak bu divertiküler hastalık ve buna bağlı ağız kokusu tıpkı bir fenomen gibidir ve gerçekte ortalama %0.1 den daha az oranda gözükmektedir, ayrıca Zenker divertikülleri ortalama 65 yaş ve üzeri bireylerde daha sık gözükebilmektedir. Yine yemek borusundan olan kanamalarda koku sebebi olabilmektedir. İleri düzeyde olan reflü mideden yemek borusuna geri kaçışta yine bu kokunun sebebi olabilmektedir. Belirti veren düzeyde reflü bulguları, göğüs arkasında yanma vs olması ve ağız kokusunun eklenmesi durumunda ph metre tetkikler arasında kullanılmaktadır. Çok çok nadir bir neden olarak net bir tablo ortaya konulamayan ve başka ciddi bulguları olan hastalarda, kanser benzeri hastalıklarda akla mutlaka getirilmelidir.

Mide; Helicobacter pylori enfeksiyonu yani midede gastrite yol açan mikroorganizma ile enfekte olan bireylerde %100 olarak ortaya konulmasa da peptik ülser ve buna bağlı ağız kokusu görülebilmektedir. Bazı çalışmalar helikobakter pylorinin VSC üretimi yaptığını göstermiş ve çalışmalarda H.pylori ve reflü varlığında ağız kokusunun görülebildiğini ve tedavi sonrasında düzelme olduğu görülmüştür. Türkiyede yapılmış çalışmalarda çocukluk çağındaki ağız kokusunda H.pylori eradikasyon tedavisinin anlamlı sonuçlar ortaya koyduğu da görülmüştür.

Barsaklar; çok nadir ve özellikli olarak ileri düzeyde barsak tıkanıklıklarında ağıza vuran gayta benzeri kokuda klinikte görülebilmektedir.

Genel cerrahide tanı amaçlı tetkikler ise ağız kokusunda diğer faktörlerle beraber gastrointestinal sistem patolojilerini ortaya koymak adına mide endoskopisi ve lüzum halinde ph metre ile değerlendirme önerilmekte ve uygulanmaktadır.

GASTROSKOPİ

Gastroskopi endoskop olarak tanımlanan ince ve ucunda ışık, kamera sistemi olan bir tüp sistemi ile yemek borusu (özefagus), mide ve duodenum ilk kısmını (oniki parmak barsağı) incelenmesi işlemidir. İşlem sırasında, yemek borusu, mide ve oniki parmak barsağı (duodenum) incelenir ve görüntü kaydı alınabilir.

Gastroskopi için bir hazırlık gerekir mi?

Gastroskopi tetkik aç karnına ortalama 8 saatlik bir açlık üzerine yapılan bir tetkiktir. eğer genel anestezi altında yapılacak ise anestezi hekiminin direktifleri doğrultusunda ön değerlendirme gerekebilir.

Gastroskopi öncesinde düzenli olarak kullanılan ilaçlar alınabilir mi?

Kan sulandırıcı tabir edilen ilaçlar dışında ilaçların bir çoğu alınabilir. Kan sulandırıcı ilaçlardan Aspirin, Plavix, Ecoprin, Coumadin gibi ilaçları mutlaka hekiminize anlatın ve danışınız. Ayrıca mutlaka alerjik olduğunuz bir durum konusunda doktorunuzu uyarınız.

Gastroskopi işlemi nasıl yapılır?

İşleminiz hastanın sağlık durumuna bağlı olarak büyük oranda anestezi eşliğinde yapılmaktadır. Bu hem işlemin hemde hastanın konforunu arttırmakta, herhangi bir şey hissetmesine engel olmaktadır. Hasta, varsa takma dişleri, gözlüğü, takıları ve ojesi çıkarılarak işlem odasına alınır. Tansiyon, nabız, solunum takibinin yapılması amacı ile gerekli aletlerin bağlanması sonrasında uygun pozisyonda yatırılır, boğazı lokal anestetik bir madde püskürtülerek uyuşturulur ve ağzına uyumadan dişleri ve cihazı koruyucu bir dişlik yerleştirilir.

Gastroskopi işlemi nasıl yapılır?

Önceden açılmış olan damar yolundan hekim kontrolu altında yatıştırıcı ilaçlar verilerek uyku hali sağlanır. Beklenmedik solunum ve dolaşım değişiklikleri ile allerjik reaksiyonlar gelişirse uygun diğer müdahaleler yapılabilir ve uygun ilaçlar kullanılabilir. Endoskop önceden yerleştirilen dişliğin ortasından boğaz ve yemek borusuna ilerletilir, soluk yolları ile endoskopun geçtiği yemek borusu farklı organlardır, işlem nefes almaya engel olmaz. Ancak işlem sırasında yutkunmaya çalışılırsa tükürük yemek borusunda endoskop bulunduğundan soluk yollarına kaçarak öksürük ve nefes darlığına yol açabilir. Bu nedenle işlem sırasında yutkunulmamalı, ağızda biriken tükürük ve salgıların kolay akması için baş –çene öne eğik tutulmalıdır. Endoskop ile yemek borusu, mide ve on iki parmak bağırsağının incelenir ve işlem sırasında normal olmayan dokuların incelenmesi için küçük örnekler alınabilir (biyopsi) veya polip adı verilen et beni benzeri yapılar tamamen çıkartılabilir. Gastroskopi işlemi herhangi bir komplikasyon olmaksızın 5-10 dakika, ek girişim gerekliliğinde ise yaklaşık 15-20 dakika sürmektedir.

İşlem sonrası dönem

Hasta sakinleştirici ilaçların etkisi geçinceye kadar dinlenme odasında refakatçisi ile birlikte gözetim altında tutulur. İşlem sırasında mideye hava verildiği için bir süre sonra kendiliğinden geçen şişkinlik hissi olabilir. İşlemden sonraki hafta boğazda batma hissi olabilir, yutkunma rahatsız edebilir. İşlemden sonra günün geri kalan kısmında araba kullanmayın, dikkat gerektiren diğer işleri (makine, delici, kesici alet kullanmak, kritik kararlar verilecek toplantılara, mahkemelere gitmek gibi) yapmayın. Özel bir durum yoksa, işlemden sonra doktorunuzun önerisi ile istenilen tür ve miktarda yemek yenilebilir.

Ph metre mideden yemek borusu içerisine geri kaçan patolojik miktarlardaki mide içeriği ve asit miktarını ölçmek için kullanılan bir yöntemdir. Uygulaması ayaktan ve kolaylıkla yapılmaktadır.

İşlem herhangi bir anestezi gerektirmeden ince bir kateterin burundan yemek borusuna uzanmasını sağlayarak gerçekleşir ve bu elektronik taşınabilir bir cihaza bağlanarak hastayla beraber 24 saat boyunca taşınır.

Sistem sizin yemek yeme, yatma, oturma pozisyonları ve gün içindeki normal aktivitelerinizde mideden yemek borunuza geri kaçan asit miktar ve düzeylerini ölçerek kayıt yapar ve sonrasında bu bir skala üzerinden rapor haline getirilerek reflü ile ilgili objektif bir takım bilgilere ulaşmamızı sağlar.

Ağız kokusu olduğundan şikayet eden hastaların yaklaşık yüzde 5'i psikojenik ağız kokusu hastasıdır. Yapılan muayene ve ölçümler sonrasında anlamı bir sonuç elde edilemeyen, fakat ağız kokusu şikayeti olduğunu iddia eden hastaların birçoğunun sorunu, fizyolojik sınırlardaki ağız kokusunu, gerçek ağız kokusu sanmalarıdır. Doğru bir ölçüm cihazının kullanımı ve elde edilen sonuçların doğru yorumlanması gerçek ağız kokusu hastasını ayırt etmek de çok önemlidir.

Ayrıca vücuttaki metabolik faaliyetlerdeki değişimler sebebi ile koku oluşabilir, fakat buna ağız kokusundan çok, nefes kokusu demek daha yerindedir.

AĞIZ KOKUSUYLA İLGİLİ GENEL BİLGİLER

Her kişinin kendine ait bir ten kokusu olduğu gibi bir ağız kokusu da vardır. Ağız boşluğunda çok sayıda ve çok çeşitte mikroorganizma belirli bir düzen içinde bulunur. Tükürüğün bu florayı düzenleyici ve tamponlayıcı özelliği vardır. Flora içindeki koku yapıcı bakterilerin sayıca artması veya tükrük miktarının tamponlamayı karşılayamayacak şekilde azalması gerçek ağız kokusuna neden olur. Gece, uyku sürecinde tükrük akışı azaldığı için fizyolojik yıkanma sağlanamaz ve özellikle sabahları uykudan uyanıldığında ağız kokusunda artış bu sebepten dolayı normal kabul edilir. gün içerisinde sosyal mesafeden hissedilmediđi sürece ağız kokusundan bahsedilmez. Bu, kişinin fizyolojik ağız kokusudur.

Ayrıca sigara, alkol, soğan, sarımsak, çemen gibi kokulu gıdaların tüketilmesine bağlı olarak oluşan koku ağzın kokmasına sebep olsa da bu, gerçek anlamada bir ağız kokusu değildir.

Nefes kokusu vücuttaki metabolik olaylar sonrasında açığa çıkan kan gazlarının akciğerler tarafından diş ortama aktarılması ile hissedilen kokudur. Karaciğer ve böbrek fonksiyonlarındaki bozukluklar, düzenli ilaç kullanımı, sistemik kronik hastalıklar sebebi ile normal dengenin bozulması ile koku yaratan gazların yoğunlaşması ile oluşur. Amonyak, aseton, etil alkol, metilen, isopren, prophanol, acetaldehid nefes kokusuna en sık sebep olan gazlardır. Ağız kokusundan farkı yemek yedikten sonra devam etmesi, günün farklı saatlerinde değişken hissedilmesi, efor ile kaybolmaması, diş fırçalama yada gargara kullanımı sonrasında koku miktarının değişmemesi ile ayrılır. Nefes kokusuna sebep olan bazı gazlar gözde yaşarma ve kızarma yapabilir.

Açlıkta, oruç tutarken ve protein ağırlıklı diyet yapan kişilerde yaş ve protein yıkımından kaynaklı olarak nefes kokusu oluşur. Midede helikobacter pylori varlığı, kabızlık, bağırsak florasındaki değişimler, pankreas enzimi değişimleri de nefes kokusu sebebidir. Kokunun kaynağının ağız ya da komşu organlardan kaynaklı olmadığından, nefes kokusu olduğundan emin olunduktan sonra şüphe edilen durum ile ilgili uzman doktorun tedavisi, hem sebep hastalığı hemde buna bağlı oluşan nefes kokusunu ortadan kaldırabilir. Koku, nefes kokusu ise ağız içerisinde yapılacak olan müdahaleler sorunu ortadan kaldırmaz. Bazı hastalarda ağız, ve nefes kokusu birlikte bulunabilir. Bu tip hastalarda sebepler ayrı ayrı değerlendirilerek tedavi edilir.

İki kokunun ayrımı, ayrıntılı anamnez, muayene ve ölçümde çıkan gazların çeşidi ve yođunluđu değerlendirilerek yapılır.

  • Bir gün öncesinden alkol alınmaması ve alkollü gargara kullanılmamış olması
  • Son bir hafta içerisinde antibiyotik kullanılmamış olması
  • Muayene gününde diş fırçalanmamış olması
  • Ağız açık uyuma alışkanlığı olup olmadığının farkında olunması
  • Aç karna gelinmemesi
  • Muayeneden önceki bir kaç saat sigara içilmemiş olması doğru teşhis ve ölçümün yapılmasına yardımcı olacak faktörlerdir
  • Panaromik röntgen
  • Tükrük ph ölçümü
  • Tükrük akış hızı ölçümü
  • Sinüs radyografisi
  • Sinüs tomografisi
  • Gastroskopi
  • Kolonoskopi
  • Dışkı sindirim testi
  • Helicobacter pylori testi

Ağızda kokuya sebep olan çok sayıda bakteri çeşidinin ürettiği çok çeşitli miktarda kimyasal bileşik vardır. Sorunun sebebinin anlaşılabilmesi ve bunun objektif bir değerlendirme ile takip edilebilmesi için ölçüm şarttır. Fakat bu ölçümü yapmak ve değerlendirmek oldukça karmaţýk ve zordur. Kokuya sebep olan gazın konsantrasyonundaki önceden belirlenmiş bir eşik değer yoktur. Çünkü kokunun miktarı değişik günlerde, farklı zaman dilimlerinde değişkenlik gösterir. Ayrıca kokuya sebep olan tek bir bileşik olmadığı gibi, sorumlu tüm bileşiklere duyarlı cihaz da yoktur. Ölçümde amaç, kokuya sebep olan bileşikleri üreten bakterilerin faaliyetini kanıtlayıp, kokunun ağız kaynaklı olup olmadığının tespitidir.

Ağız boşluğu ve komşu organlar kaynaklı ağız kokusu, protein parçalayan bakteriler tarafından oluşturulur. Bu yıkım sonucunda ortaya başlıca sülfür gazları çıkar. ölçümde öncelikle ağız içerisindeki kükürtlü gazlar, amonyak ve diğer koku yapıcı organik gazların miktarı ölçülerek başlanır. daha sonra hastaya aminoasit içerikli bir gargara verilerek, yeniden ölçüm yapılır. Burada amaç, iki ölçüm arasındaki artış miktarı ve oranını gözlemleyerek, ağızdaki koku yapıcı bakterilerin varlığını tespit etmektir. İki ölçüm arasındaki anlamı artış, ağız içerisinde veya kulak burun boğaz ile ilgili komşu dokularda koku yapıcı bakterilerin üremesine sebep olan sorunun varlığını gösterir. Amonyak konsantrasyonundaki yükseklik, kokunun ağız kaynaklı sebebinden farklı olarak nefes kokusu yani metabolik sebeplerden dolayı oluşan ağız kokusunun varlığı hakkında ipucu verir.

Ölçüm yapıldıktan sonra çıkan değerlere bakarak sebebin ne olduğunun anlaşılması güçtür. Fakat ölçümden elde edilen veriler ve detaylı anamnez ve muayene ile sebep hakkında yorumda bulunulabilir. Ayrıca takip eden görüşmelerde ölçümler tekrarlanıp, karşılaştırılarak kokunun varlığı ve kapasitesi hakkında fikir edinilebilir.

Ağız kokusu büyük ölçüde tedavi edilebilir bir problemdir. Fakat sonuca ulaşmak bazen uzun zaman ve sabır gerektirebilir. Bazı hastalarda basit bir dişeti tedavisi ile sorun ortadan kalkarken, özellikle kokunun birden fazla organ kaynaklı olması durumunda tedavi aşamalı olarak sürdürüleceğinden süreç uzayabilir. Hastanemizde konu ile ilgili tüm branşlar bulunduğu ve tetkikler aynı çatı altında birbiri ile koordineli bir ekip tarafından sürdürüldüğü için sonuca ulaşmak çok daha etkin bir şekilde mümkün olmaktadır.

Kokunun ortadan kaldırılması ancak hasta ve hekimin birlikte hareket etmesi ile mümkündür. Koku kaynağı belirlenip tedavi edildikten sonra hasta şikayetinde azalmaya rağmen halen kokudan rahatsız olabilir, bu aşamada kokuya sebep olabilecek farklı bir odak varlığından şüphe edilir ve bu sefer, bu sebebin ortadan kaldırılmasına yönelik tedavi planı oluşturulur. Tedavi sürecinin aşamalı olarak devam ettirilmesi kesin çözüme ulaşmak ve hastayı gereksiz tetkik yaptırmamak için tercih edilen yöntemdir. Gerekli tüm tedaviler yapıldıktan sonra yeniden aynı şikayet ile karşılaşılmaması için kokuya sebep olan sorunun tekrarlamaması için hastanın, hekimi tarafından önerilenleri uygulaması gerekir.

Ağız kokusu kişisel ilişkileri son derece olumsuz etkileyen, sağlık probleminin sosyal probleme dönüşmüş halidir. Kişiler çoğu zaman sorunun farkında olmadan hayatlarını sürdürürler ve bunu normal kabul ederler. Farkında olup, çare bulamayan ve zamanla bunu sosyal bir fobi haline dönüştürüp, gündelik hayatlarında ciddi problemler yaşayan kişilerin durumu ise çok daha sıkıntılıdır. Sorunun nedeninin çok bileşenli olması, birden fazla tıp dalını ilgilendirmesi, bu konuda multidisipliner çalışan yetkin kliniklerin ve hekimlerin azalışı soruna çözüm bulma arayışındaki kişileri umutsuz, yorgun ve mutsuz bireylere dönüştürmektedir.

Çocuklarda görülen ağız kokusunun sebebi yetersiz ağız hijyeni ve çürükler olabileceği gibi daha sıklıkla kulak burun boğaz kaynaklı enfeksiyon hastalıklarıdır.

Gebelik döneminde salgılanan hormonlar, metabolizmadaki değişimler, sindirim sistemine yapılan baskı sebebi ile dişeti problemleri ve ağız kokusu miktarında artış sıklıkla gözlenen bir durumdur. Kokunun ağız ve çevre dokulardan kaynaklanan bir enfeksiyon olmadığından emin olunduğu sürece bu artış normal kabul edilir ve tedavi gerektirmez.

Sigara kokusu ağız kokusu değildir. Fakat sigara kullanımı dişeti hastalıklarının belirtilerini maskeleyen bir alışkanlıktır. Ağız mukozasından emilen kimyasallar kılcal damarları büzerek dokuların kanlanmasını azaltır ve, kişi dişeti hastalığına bağlı olarak görmesi beklenen kanaması görmez. Hastalığın sebebi olan kanaması görmediği için de tedavi için geç kalabilir. Ayrıca sigara, tükrük akışında azalmaya sebep olduğu için tükrük tamponlama mekanizmasını gerçekleştiremez ve koku yapan bakteriler çoğalabilir. Sigara alışkanlığı olan kişilerde kokunun sadece sigaradan mı kaynaklandığı, yoksa bunun yanında dişeti hastalığının da kokuya katkısı olup olmadığı iyi değerlendirilmelidir.

Diyabet hastalığı bulunan kişilerde nefeste aseton kokusu hissedilir. Bu koku vücutta meydana gelen metabolik olaylar sonrasında keton miktarındaki artışa bağlı olarak gelişen bir durumdur.

Kanser tedavisi gören hastalarda yoğun ilaç kullanımı söz konusu olduğu için, metabolik asidoz veya alkaloz sebebi ile nefes kokusu oluşabilir. Bağışıklık sisteminin baskılanması ile ağız florası değişeceğinden ağız kaynaklı ağız kokusu da normal kabul edilir. Ayrıca radyoterapi alan hastalarda atipik çürük oluşumuna yatkınlıktan dolayı koku oluşabilir. Bu hastalarda koku tedavisi hastanın yoğun tedavi süreci bittiğinde gerçekleştirilmelidir.

Ağız kokusununa sebep olan en büyük faktör ağız hijeni eksikliğidir. Ağız içerisinde bakteri birikimine neden olabilecek alanların varlığı ortadan kaldırıldıktan sonra kişinin günde iki defa orta sertlikte bir fırça ile, herhangi bir diş macunu ile yeterli sürede doğru teknik ile dişlerini ve dilini fırçalaması ve günde bir defa doğru teknikle dişipi kullanması ağız hijyenin sağlanması için yeterlidir. Bazı durumlarda bunlara ilave olarak arayüz fırçaları, dil fırçaları, da tavsiye edilebilir. Klorheksidin içerikli gargaralar, çinko içeren ürünler, alkolsüz ağız çalkalama suları, antibakteriyel özellikli macunlar, prebiyotik tabletler, bitkisel ürünler gerek görüldükçe ağız kokusu tedavisinde yararlanılan ürünlerdir.

Kokuya sebep olan asıl sorun ortadan kaldırılmadan, kokuya çare olduğu iddia edilen ürünlerin kullanımı sadece kısa bir süre için kokuyu maskeler.

RANDEVU ALIN

Sağlıklı günler dileriz.
YUKARI